Ana Sayfa Kültür-Sanat Nutuk 92 Yaşında! 92. Yılında Nutuk’tan Tüylerinizi Ürpertecek Alıntılar!

Nutuk 92 Yaşında! 92. Yılında Nutuk’tan Tüylerinizi Ürpertecek Alıntılar!

nutuk

Atatürk’ün Ölümsüz Eseri Nutuk 92 Yaşında!

Türk halkının destansı Milli Mücadele sürecini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna dair olayları gün yüzüne çıkartan Nutuk, şüphesiz ki Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük eserlerinden biridir. Takvimler 15 Ekim 1927’yi gösterirken Cumhuriyet Halk Fırkası tarihinin ikinci büyük kongresini gerçekleştiriyordu. Cumhurbaşkanı olan ve aynı zamanda Cumhuriyet Halk Fırkası umumi reisi olan Mustafa Kemal, o gün kürsüye çıktı ve okunması 6 gün sürecek olan ölümsüz eseri Nutuk’u okumaya başladı. Nutuk 92 yaşına girerken gelin hep birlikte, okuduğunuzda tüylerinizin ürpereceği Nutuk’tan birkaç alıntıyı okuyalım.

1-Sizler,
Yani yeni Türkiye’nin genç evlatları!
Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz…
Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar.
Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.
2-Müslümanlığın, yüzyıllardan beri yapıla geldiği üzere bir siyaset vasıtası olarak kullanılmaktan kurtarılmasının ve yüceltilmesinin şart olduğu gerçeğini de görmüş bulunuyoruz.
3-Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. (Savunma hattı yoktur, savunma alanı vardır.) O alan, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, bırakılamaz. Onun için küçük büyük her birlik, bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her birlik, ilk durabildiği noktada tekrar düşmana karşı cephe kurup savaşa devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda olduğunu gören birlikler, ona bağlı olamaz. Bulunduğu mevzide sonuna kadar dayanmak ve direnmek zorundadır.
4-Ben ilk defa bu işe başladığım zaman, çok akıllı geçinen bazı kişiler bana sordular: ” Paramız var mıdır?.. Silahımız var mıdır?”
‘Yoktur’ dedim.
O zaman, “O halde ne yapacaksın?” Dediler.
‘Para olacak, ordu olacak ve bu ulus bağımsızlığını kurtaracaktır!’ Dedim.
Görüyorsunuz ki, hepsi oldu ve olacaktır.
5-Kurtuluş çaresi ararken İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemek temel ilke olarak kabul edilmekte idi. Bu devletlerden yalnız biri ile bile başa çıkılamayacağı kuruntusu hemen bütün kafalarda yer etmişti. Osmanlı Devleti’nin yanında, koskoca Almanya, Avusturya – Macaristan varken hepsini birden yenip yerlere seren İtilâf kuvvetleri karşısında, yeniden onlarla çatışmaya varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı. Bu zihniyette olan yalnız halk değildi; özellikle seçkin ve aydın denen insanlar böyle düşünüyordu.
6-Bakanlar Kurulunun her gün temelsiz bir takım nedenlerle düzenli çalışmaktan alıkonulduğunu görünce, uygun zamanını beklediğim bir düşünceyi uygulamaya sıra geldiğini anladım. Kemalettin Sami ve Halit Paşa’ları akşam yemeğine çağırdım. İsmet Paşa ile Milli Savunma Bakanı Kâzım Paşa’ya ve Fethi Bey’e de benimle gelmelerini söyledim. Çankaya’da beni görmek için bekleyen Rize Milletvekili Fuat ve Afyon Milletvekili Ruşen Eşref Beyleri de yemeğe alıkoydum.
Yemek yenirken, “Efendiler, yarın Cumhuriyet ilân edeceğiz!” dedim.
7-Efendiler, yüzyıllardan beri doğuda haksızlığa ve kıyıma uğratılan ulusumuz, Türk ulusu, doğasından gelen niteliklerden yoksun sayılıyordu. Ulusumuz sahip olduğu nitelikleri ve değeri, hükumetin yeni adıyla uygarlık dünyasına daha kolay gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünyadaki yerine yaraşır olduğunu başaracağı işlerle kanıtlayacaktır.”
8-Bir ulus varlığını ve bağımsızlığını korumak için düşünülebilen girişim ve özveriyi yaptıktan sonra başarır. Ya başarmazsa demek, o ulusu ölmüş saymak demektir. Öyle ile ulus yaşadıkça ve özverili girişimlerini sürdürdükçe başarısızlık söz konusu olamaz.
9-Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.
10-“Ben 1919 yılında Samsun’a çıktığım gün elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu.
Yalnız Büyük Türk Milleti’nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran,
yüksek ve manevi bir kuvvet vardı.
İşte ben bu kuvvete, bu Türk Milleti’ne güvenerek işe başladım.”
11-Saygı değer efendiler, günlerce zamanınızı alan uzun ve ayrıntılı sözlerim, en sonunda tarih olmuş bir dönemin öyküsüdür. Bunda ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebildiysem, kendimi mutlu sayacağım.
Burada söylediklerimle, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayalı ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.
Bugün ulaştığımız sonuç, yüz yıllardan beri yaşanan ulusal yıkımların yarattığı bilincin ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu Türk gençliğine emanet ediyorum.
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927